Aşağıda, dediğimiz hususların açıkça görüleceği
şekilde, Allah Rasûlünü samimi olarak sevenlerin göz kamaştırıcı bazı tutumlarını
kaydedeceğiz:
İmam Buhârî'nin rivayetine göre Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem’in eşi Âişe
Radıyallahu anha dedi ki: Bir gün biz
Ebu Bekir Radıyallahu anh'ın odasında
öğle sıcağının başladığı bir sırada oturmakta iken birisi Ebu Bekir'e: İşte
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem
başını sarmalamış olarak geliyor, dedi. O saat Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in bize geldiği bir vakit değildi.
Bunun üzerine Ebu Bekir dedi ki: Anam,
babam ona feda olsun! Allah'a yemin ederim, bu saatte mutlaka önemli bir iş
için gelmiş olmalıdır.
(Âişe Radıyallahu
anha devamla) dedi ki: Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem geldi, izin istedi, Ebu Bekir ona izin verdi, o da içeri
girdi. Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem, Ebu Bekir'e: "Yanında
kim varsa dışarı çıkar" diye buyurdu. Ebu Bekir: Yanımda olanlar
-babam sana feda olsun- senin aile halkındır, ey Allah'ın Rasûlü, dedi.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: "Hicret için bana izin verildi" diye buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir sordu: Babam sana feda olsun! Ben de seninle birlikte olacak mıyım? Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Evet dedi. (Buhârî, Hadis no: 3905, VII, 231)
Ebu Bekir es-Sıddîk bu yolculuğu kuşatacak
korku ve tehlikeleri bilmeyen birisi değildi. Fakat bu durum onun sevgili dostu
Rasûl-i Ekrem ile birlikte arkadaşlık arzusunu etkilemedi ya da azaltmadı.
Allah Rasûlü kendisine isteğinin olumlu karşılandığını bildirince, böyle bir
mutluluğa nâil olmanın sevinciyle ağlamaya başladı.
Hafız İbn Hacer dedi ki: "İbn İshak rivayetinde şunu da ilave etmektedir: Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: Ebu Bekir'in ağladığını gördüm. Ben ise kimsenin sevinçten ağlayacağını o zamana kadar bilmiyordum." (Fethu'l-Bârî, VII, 235; Ayrıca bk. İbn Hişam, es-Siyretu'n-Nebeviyye, II, 93)
Ensar-ı Kiram, sevgili Rasûl-i Ekrem'in
yurtlarına hicret ettiğini işittiler. Bu sebeple onu karşılama şevkini duydular.
Sünnet ve sîret kitapları, onların Allah Rasûlünü karşılama şevklerini ve
kendilerinin yanına varmaktan dolayı duydukları sevinci tasvir eden ifadeleri
bize kadar saklamış bulunuyor. Mesela, İmam Buhârî bize Urve b. ez-Zübeyr Radıyallahu anh'dan onların Rasûl-i
Ekrem'i el-Harre denilen yerde nasıl beklediklerini rivayet etmektedir. Onun
rivayetinde şu ifadeler yer alır:
"Medine'de müslümanlar Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in Mekke'den
çıktığını işittiler. O bakımdan her sabah Harre denilen yere çıkıyorlar ve öğle
sıcağı onları geri dönmek zorunda bırakıncaya kadar onu bekliyorlardı. Bir gün
uzunca bekleştikten sonra geri döndüler. Evlerine vardıklarında yahudilerden
bir adam, yahudi kalelerinden birisi üzerinde bir hususa bakmak üzere çıkmıştı.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i
ve ashabını beyaz elbiseleriyle -ve bazen serabın onların görülmesini
engelleyerek- gelmekte olduklarını gördü. Yahudi sesi çıkabildiği kadar bağırmaktan
kendisini alıkoyamadı: Ey araplar topluluğu! İşte sizin beklediğiniz, şan ve şerefiniz(e
sebep) geliyor.
Müslümanlar hemen silahlarına koşuştular. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i Harre'nin sırtlarında karşıladılar. Onlarla sağ tarafa doğru yöneldi ve nihayet onlarla Amr b. Avf oğulları diyarında konakladı." (Buhârî, Hadis no: 3906, VII, 239)
Allahuekber! O sevgili Rasûlü karşılamaya
ne kadar da şevkli, istekli idiler! Her sabah Harre'ye onun gelişini bekleyerek
çıkıyorlar ve güneşin sıcağı şiddetleninceye kadar orada oturduktan sonra
evlerine geri dönüyorlardı.
İbn Sa’d'ın zikrettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Güneş onları yaktı mı evlerine geri dönerlerdi." (et-Tabakatu'l-Kübra, I, 233)
Hakim'in rivayetinde: "Öğle sıcağı kendilerini rahatsız edinceye kadar onu bekliyorlardı" demektedir. (el-Müstedrek, III, 11)
Yine İmam Buhârî, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in Ensar
tarafından Medine'de nasıl karşılandığını anlatmaktadır. Enes Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini
rivayet ediyor: Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem Harre'nin yan tarafında konakladı. Sonra ensara haber
gönderdi, onlar da Allah'ın Peygamberi ile Ebu Bekir'in yanına geldiler. Onlara
selam verdiler ve: "İkiniz de emniyet içerisinde ve size itaat edilenler
olarak bineklerinize bininiz."
Bunun üzerine Allah'ın Peygamberi ve Ebu Bekir bineklerine bindi, silahlılar etraflarını kuşattı. Medine'de: Allah'ın Peygamberi geldi, Allah'ın Peygamberi geldi denildi. Bulundukları yerden bakıp: "Allah'ın Peygamberi geldi" diyorlardı. O da Ebu Eyyub Radıyallahu anh'ın evine yakın bir yerde konaklayıncaya kadar yoluna devam etti. (Buhârî, Hadis no: 3911, VII, 250)
İmam Ahmed’in, bize Enes Radıyallahu anh'dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir es-Sıddik Radıyallahu anh'i karşılayanlar, ensardan beşyüz kadar kişi idiler. Onların yanına varınca ensar: "İkiniz de emniyet altında ve size itaat edilenler olarak yürüyünüz" dediler. (Bk. el-Fethu'r-Rabbânî li Tertibi Müsnedi'l-İmam Ahmed b. Hanbel, Hadis no: 155, XX, 291, Hadisi İmam Buhârî'de et-Tarihu's-Sağir'de rivayet etmiştir. (Bk. Fethu'l-Bârî, VII, 250) Şeyh Ahmed el-Benna, İmam Ahmed'in naklettiği rivayetin senedinin sahih olduğunu belirtmektedir. (Bk. Bulûğu'l-Emânî, XX, 292))
Aynı şekilde yine İmam Ahmed Medine halkının
şerefli Rasûlünü nasıl karşıladıklarını Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh'ın anlatımıyla şöylece
nakletmektedir:
"Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem -ben de onunla birlikte- devam ettik. Nihayet Medine'ye geldik. İnsanlar onu karşıladı. Yola ve damlara çıktılar. Hizmetçiler ve çocuklar yolda hızlıca koşarak: "Allahuekber! Rasûlullah geldi! Muhammed geldi!" diyorlardı. (Ebu Bekir Radıyallahu anh) dedi ki: Herkes Allah Rasûlü hangilerine misafir olacak diye birbirleriyle çekişiyorlardı... (Müsned, Hadis no: 3, I, 155; Şeyh Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmektedir. (Bk. Müsned, I, 154'teki not)
Enes b. Malik Radıyallahu anh bu mübarek günde gördüklerini şu sözleriyle dile getirmektedir: "Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir'in Medine'ye girdikleri günden daha nurlu ve daha güzel hiçbir gün asla görmedim." (Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. Bk. el-Fethu'r-Rabbânî, Hadis no: 152, XX, 290)
el-Berâ b. Âzib Radıyallahu anh da Medinelilerin Rasûl-i Ekrem'in yanlarına gelişleri
dolayısıyla duydukları sevinci şöylece dile getirmektedir:
"Medinelilerin Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem dolayısıyla duydukları sevinci başka hiçbir sebep dolayısıyla duyduklarını görmedim." (Bk. Buhârî, Hadis no: 3925, VII, 260)
Yüce Allah ensarı Allah Rasûlüne kendi
yurtlarında sahabi olmakla şereflendirdikten sonra, bu pek büyük nimet ve pek
üstün şereften mahrum kalırlar korkusuyla onu çokça sakınır ve esirgerlerdi.
Buna delillerden birisi de İmam Muslim'in Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan Mekke’nin fethini zikrederken şöyle dediğine
dair rivayetidir: Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem yoluna devam etti ve nihayet Mekke'ye vardı. ez-Zübeyr Radıyallahu anh'ı iki cenahtan birisine
kumandan olarak gönderdi. Halid Radıyallahu
anh'ı da diğer cenaha kumandan gönderdi. Ebu Ubeyde Radıyallahu anh'ı ise zırhları olmayan birliğin kumandanı olarak
göndermişti. Vadinin iç tarafından ilerlediler. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem de bir birlikteydi.
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Baktı ve
beni gördü. Ebu Hureyre, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasûlü dedim. Peygamber: "Bana ensardan olmayan kimse
gelmesin" dedi. Sonra da: "Safa'da
sizinle görüşmek üzere (geliniz)" diye buyurdu
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Biz de
yola koyulduk. Bizden herhangi bir kimse birisini öldürmek isterse mutlaka
öldürürdü. Onlardan hiçbir kimse bize karşı hiçbir şey yapamazdı.
(Yani kimse kendisini savunmuyordu bile. (Nevevi şerhi, XII,
127))
(Ebu Hureyre) dedi ki: Ebu Süfyan gelip: Ey Allah'ın Rasûlü Kureyşlilerin bütün
yeşillikleri mübah
görüldü. Artık bugünden sonra Kureyş olmayacaktır. (Öldürülmekle Kureyş'in kökü
kazındı ve onlar yok edildiler, demek istiyor. Burada “onların yeşilleri”nden
kasıt, cemaatleridir. (Bk. Aynı yer))
Daha sonra: "Kim bir Kureyşlinin evine girerse o emniyet altındadır"
dedi.
Ensar dedi ki: Artık Rasûlullah kendi şehrine
rağbet edecek ve kendi aşiretine şefkat ve merhamette bulunacaktır.
Ebu Hureyre Radıyallahu anh dedi ki: Derken vahiy geldi. Vahiy gelmesi sona
erince Rasûlullah Sallallahu aleyhi
vesellem: "Ey ensar topluluğu"
diye buyurdu. Onlar: Buyur, ey Allah'ın Rasûlü, dediler. Peygamber: "Artık bu adam kendi şehrine rağbet
edecektir" dediniz. Ensar: Evet böyle oldu, dediler.
Peygamber buyurdu ki:
"Asla! Şüphesiz ki ben Allah'ın kulu ve
Rasûlüyüm. Allah'a ve sizin diyarınıza hicret ettim. (Benim için) hayat sizin
hayatınız, ölüm de sizin ölümünüzdür."
Ağlayarak ve şöyle diyerek ona
yöneldiler: Allah'a yemin ederiz. Söylediğimiz o sözleri sadece Allah'ı ve
Rasûlünü kaybetmek istemeyişimizden dolayı söyledik.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Gerçekten Allah da, Rasûlü de sizin doğru söylediğinizi biliyor ve sizin mazeretinizi kabul ediyor." (Muslim, Hadis no: 1780, III, 1405)
İmam Nevevî hadisi açıklarken şunları
söylemektedir: "Onlar Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem'in Mekkelilere karşı şefkatini ve onları öldürmekten uzak
kalmasını görünce, artık onun tekrar Mekke'de kalacağını ve sürekli orada
ikamet edeceğini, yanlarından ayrılıp Medine'yi terkedeceğini sandılar. Bu ise
onlara çok ağır geldi. Yüce Allah Peygamberine vahyetti, O da bu hususu onlara
bildirdi ve onlara şu anlamdaki sözler söyledi:
"Ben,
Allah için ve sizin diyarınıza orayı vatan edinmek için hicret ettim. Yüce
Allah için yaptığım hicretimden geri dönmeyeceğim ve orayı terk etmeyeceğim.
Aksine ben sizinle birlikte kalacağım. Hayatım sizin hayatınız, ölümüm sizin
ölümünüzdür. Yani ben ancak sizin yanınızda yaşayacağım ve ancak sizin yanınızda
öleceğim."
Allah Rasûlü onlara bu sözleri söyleyince
ağladılar, özür dilediler ve: Allah'a yemin olsun ki biz, az önceki sözlerimizi
sadece sana olan düşkünlüğümüz, senin arkadaşlığını arzulayışımız ve senden
faydalanalım, senin bereketinden yararlanalım, bizi dosdoğru yola iletesin diye
ve yanımızda kalmayı sürdürmen için söyledik. Çünkü yüce Allah: "Ve şüphesiz ki sen dosdoğru yola
iletirsin." (eş-Şura, 42/52) diye
buyurmuştur.
İşte onların: "Bizim söylediğimiz
sözler sadece seni sakındığımız ve esirgediğimizdendi" şeklindeki
sözlerinin anlamı budur. Yani bizler senin bizden ayrılmanı ve bizden başkalarının
arasında kalmanı istemedik, bu hususta kıskançlık ettik.
Onların ağlamalarının sebebi ise, onlara söyledikleri ve ona kendisinden utanılacak şeylerin haklarında kendisine bildirilmiş olmasından korkmalarıdır. (Bk. Nevevî şerhi, XII, 128-129)
Sevgisinde gerçekten samimi olan birisini
daha görüyoruz. Bu kişi kendisinin ve sevgili Rasûl-i Ekrem'in -Rabbimin salât
ve selâmları üzerine olsun- ölümünü hatırlıyor, kendisi de cennete girecek olsa
dahi, Allah Rasûlünün diğer peygamberlerle birlikte olacağından mertebesinin
yüksekliği dolayısıyla onun güzel yüzünü cennette görememekten korkuyor.
İmam Taberânî bu sevenin kıssasını Ebu
Bekir es-Sıddîk'in kızı Âişe-i Sıddika Radıyallahu
anhumâ'dan şu sözleriyle rivayet etmektedir.
Bir adam Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e gelip:
“Ey Allah'ın Rasûlü dedi. Şüphesiz ki sen
benim için kendi öz canımdan da sevgilisin. Şüphesiz ki sen benim için çocuklarımdan
daha sevgilisin. Ben evde bulunurken seni hatırlıyorum, gelip seni görmeden
edemiyorum. Benim de öleceğimi, senin de öleceğini hatırlayınca biliyorum ki
sen cennete gireceğin vakit, diğer peygamberlerle birlikte yükseklerdesin. Ben
ise cennete girecek olsam dahi, seni görmeyeceğimden korkuyorum.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona cevap vermedi. Nihayet Cebrail Aleyhisselam: "Kim Allah'a ve Rasûle itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler..." (en-Nisa, 4/69) âyetini indirdi." (Mecmâu'z-Zevâid, VII, 7. Hadis hakkında Hafız Heysemî şunları söylemektedir: "Taberânî, el-Mu’cemu's-Sağîr ile el-Mu’cemu'l-Evsat'ta rivayet etmiş olup ravileri Abdullah b. İmran el-Âbidî dışında Sahih'in ravileridirler. O da sika birisidir." Hadisi aynı şekilde İbn Merdûye, Ebu Nuaym, el-Hilye'de ve Dıya el-Makdisî, Sıfatu'l-Cenne'de rivayet etmişlerdir. el-Makdısî: "Senedinde bir beis görmüyorum" demiştir. (Bk. Zâdu'l-Mesir, II, 126'daki dipnot)
Sevgili Nebimize samimi bir şekilde sevgi besleyen birisi Ondan birşeyler isteme fırsatını yakaladı. Bu kişi Eslemli Rabia b. Kâ’b Radıyallahu anh'dı. İsteği neydi? İmam Muslim bize onun kıssasını kendisinden şu sözleriyle anlatmaktadır: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte gece kalırdım. Ona abdest suyunu getirir, ihtiyaçlarını karşılardım. Bir gün bana: "İste" dedi. Ben ona cennette sana arkadaş olmayı istiyorum, dedim. Peygamber "yahut başka bir şey iste" dediyse de ben: İstediğim budur dedim. Şöyle buyurdu: "O halde çokça secde etmekle, bana yardımcı ol" diye buyurdu. (Muslim, Hadis no: 489, I, 353)
İşte samimi olarak seven bir kimse! Bir şeyler
istemek fırsatını yakaladı mı, birinci defasında da, ikincisinde de onunla arkadaşlıktan
başka bir şeyi seçmemekte tereddüt göstermez. Hatta onun yerine başka bir şey
istemek hatırına bile gelmez.
Böyle bir tercihte bulunmakta Eslemli
Rabia b. Ka’b Radıyallahu anh yalnız
başına değildi. Aksine Muhammed Mustafa'yı gerçek anlamıyla sevenlerin hepsi
böyleydi. Huneyn gazvesinde ensar Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem'in birlikteliği ile koyun ve deve sürüleri arasında seçim
yapmakta serbest bırakıldılar. Onlar insanların dünya metâını alarak
dönmelerine, kendileri de yüce Peygamber ile birlikte evlerine gitmeye razı
oldular. Sünnet ve sîret kitapları bu olayı bize tafsilâtlı bir şekilde
anlatmaktadır.
İmam Buhârî, Abdullah b. Zeyd b. Âsım Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini
rivayet etmektedir: Yüce Allah Rasûlüne (Allah'ın salât ve selâmı ona) Huneyn
günü ganimet ihsan edince ganimeti, insanlar arasında kalpleri İslâma ısındırılacaklara
paylaştırdı, ensara bir şey vermedi. İnsanlara isabet eden kendilerine düşmediğinden
ötürü sanki içten içe rahatsız oldular. Bu sebeple Peygamber onlara hitapta
bulunarak şöyle buyurdu:
"Ey
ensar topluluğu! Ben sizleri sapık buldum da Allah benimle size hidayet vermedi
mi? Sizler darmadağınık iken Allah benimle kalplerinizi birbirinize kaynaştırmadı
mı? Sizler fakir ve yoksulken Allah benimle sizi zengin etmedi mi?"
Peygamber her ne dediyse onlar da: "Allah
ve Rasûlünün üzerimizdeki minneti çok daha fazladır." dediler. (Ebu Said Radıyallahu anh'ın
rivayetinde: Ey Allah'ın Rasûlü sana ne şekilde cevap verelim!? Gerçek şu ki
lütuf ve minnet Allah'ın ve Rasûlünündür, dediler. (Fethu'l-Bârî, VIII, 50) Bu sefer (Peygamber) şöyle buyurdu:
"İsteseydiniz
sen bize şöyle şöyle geldin... diyebilirdiniz"
(İmam Ahmed'in zikrettiği Enes Radıyallahu anh'ın
rivayetinde şöyle denilmektedir: "Bize korkulu geldin. Biz sana güvenlik
sağladık. Kovulmuş geldin, seni barındırdık. Yardımsız geldin, biz sana yardımcı
olduk demeyecek misiniz?”
Onlar: "Hayır, asıl Allah'ın lütuf ve minneti bizedir, dediler." (a.g.e., VIII,
51)
Peki
insanlar koyunları ve develeri alıp
giderken sizler Rasûlullah ile birlikte evlerinize geri dönmeye razı olmaz mısınız?
Eğer hicret olmasaydı ben ensardan bir kişi olurdum ve eğer insanlar bir vadiden yahut bir yoldan gidecek olurlarsa, elbette ki ben de ensarın gittiği vadiden ve yoldan giderim. Ensar iç elbisedir, sair insanlar ise dış elbisedir.* Sizler benden sonra bencilliklerle karşılaşacaksınız.** Havz’ın etrafında benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz." (Buhârî, Hadis no: 4330, VIII, 47)
*İç elbiseden kasıt, doğrudan tenin üzerine giyilen elbisedir. Dış elbiseden kasıt ise onun üstündeki elbisedir. Bu tabir, onların Peygamberimize aşırı derecede yakınlığını anlatmak üzere yapılmış bir benzetmedir. Aynı şekilde onların özel sırlarını verdiği özel adamları olduğunu ve onların diğerlerine göre ona daha yakın olduklarını da anlatmaktadır. (a.g.e., VIII, 52)
**Tabir, ortak olan bir şeyin diğer ortaklar dışarda tutularak tek bir kişiye münhasır kalınması anlamındadır. (A.g.e., VIII, 52)
Ebu Saîd Radıyallahu anh'ın hadisinde şu fazlalık vardır:
"Allah'ım ensara, ensarın oğullarına,
ensarın oğullarının oğullarına rahmet buyur."
Ebu Said dedi ki: Sakalları ıslanıncaya kadar hepsi ağladı ve: Kısmet ve nasip olarak Rasûlullah’ın birlikteliğine razıyız, dediler. (Fethu'l-Bârî, VIII, 52)
İmam İbnu'l-Kayyim diyor ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem onlara yaptığı uygulamada farkına varamadıkları hikmeti onlara açıklayınca, itaatla boyun eğerek sözlerinden geri döndüler ve en büyük ganimetin onların paylarına düşen Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte geri dönmek olduğunu anladılar. Böylelikle koyun, deve, kadın ve çocuk esirler almamak karşılığında elde ettikleri pek büyük mükâfat ve hayattayken de, ölümünden sonra da Rasûl-i Ekrem'in komşuluğuna nail olarak teselli buldular." (Fethu'l-Bârî, VIII, 49)
Gerçekten samimi; bir başka seveni
görüyoruz. O Ömer b. el-Hattab Radıyallahu
anh'dır. Ölümlü dünyadan kalıcılık yurduna göç ederken onun için en önemli
iş Muhammed Mustafa'ya yakın, ona komşu olarak defnedilmektir.
İmam Buhârî'nin, Amr b. Meymûn'dan
naklettiğine göre Ömer b. el-Hattab Radıyallahu
anh dedi ki:
"Ey Ömer'in oğlu Abdullah!
Mü'minlerin annesi Âişe Radıyallahu anha'ya
git ve Ömer'in sana selâmı var, de fakat mü'minlerin emiri deme. Çünkü bugün
ben mü'minlerin emiri değilim ve de ki: "Ömer b. el-Hattab iki arkadaşıyla
birlikte defnedilmek için izin istiyor."
Abdullah selam verdi, izin istedi, sonra
da Âişe Radıyallahu anhâ'nın yanına
girdi. Onu oturmuş ağlıyor gördü. Dedi ki: "Ömer b. el-Hattab'ın sana
selamı var. İki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için senden izin
istiyor."
Âişe Radıyallahu
anhâ dedi ki: "Ben onu kendim için istiyordum. Fakat andolsun ki,
bugün onu kendime tercih edeceğim."
Abdullah geri dönünce: İşte Ömer'in oğlu
Abdullah geliyor, dediler.
Ömer: Beni kaldırın, dedi.
Bir adam onu kendisine yaslayarak kaldırdı.
Ömer: Ne haber? diye sordu. Abdullah: Arzu ettiğin oldu ey mü'minlerin emiri,
izin verdi, diye cevap verdi.
Ömer şöyle dedi: Allah'a hamdolsun. Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Benim işim bitince beni taşıyıp götür. Sonra Âişe’ye selâm ver ve de ki: Ömer b. el-Hattab izin istiyor. Şayet benim için izin verirse beni oraya girdiriniz. Eğer beni kabul etmezse, siz de beni müslümanların kabristanına geri götürünüz. (Buhârî, Hadis no: 3700, VII, 60-61)
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimi olarak seven Ebu Bekir es-Sıddîk
Radıyallahu anh'ın O’nun sözlerinden
artık ecelinin yaklaştığı sonucunu çıkarınca kendisini tutamayarak ağlamaya başladığını
görüyoruz.
İmam Buhârî onun bu kıssasını Ebu Said
el-Hudrî Radıyallahu anh'ın şu
sözleriyle bizlere rivayet etmektedir:
"Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem insanlara bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: "Allah bir kulunu dünya ile nezdindekiler arasından birisini tercih etmekte serbest bıraktı. O kul da Allah'ın nezdinde bulunanları seçti." (Ebu Said) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir Radıyallahu anh ağladı. Bizler Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in seçimde serbest bırakılan bir kula dair haber vermesinden ötürü onun ağlamasına hayret ettik. Meğer seçmekte serbest bırakılan kişi Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem imiş ve meğer Ebu Bekir Radıyallahu anh bizim en bilgilimiz imiş." (Buhârî, Hadis no: 3654, VII, 12)
Muaviye b. Ebi Süfyan Radıyallahu anh'dan gelen bir başka rivayette şöyle demektedir: "Bunu Ebu Bekir Radıyallahu anh'dan başkası anlamadı. Bunun üzerine ağladı ve: Babalarımız, annelerimiz, evlatlarımız sana fedâ olsun dedi. (Bk. Mecmâu'z-Zevâid, IX, 42. Hadis hakkında Heysemî: "Senedi hasendir" demektedir. (A.g.e., IX, 43))
Yine Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh'ı Rasûl-i Ekrem'i
Rabbinin rahmetine intikal etmesinden sonra hatırladıkça ağladığını görüyoruz.
Buna tanıklık eden delillerden birisi İmam Ahmed'in, Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın şöyle dediğine dair
rivayetidir: Ben Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu
anh'ı bu minber üzerinde şöyle derken dinledim: Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i geçen sene
bugün gibi... dinledim dedi, sonra da Ebu Bekir'in gözleri yaşardı ve ağlamaya
başladı.
Daha sonra dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "İhlâs (tevhid) kelimesinden sonra size âfiyet gibi bir şey verilmiş değildir. Bu sebeple Allah'tan afiyeti dileyiniz.” (Müsned, Hadis no: 10, I, 158-159, Şeyh Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. (Bk. Müsned, I, 158'deki dipnot))
Bir başka rivayette şöyle denilmektedir: Gözyaşları onu üç defa konuşturtmadı. Sonra dedi ki... diye hadisin geri kalan bölümünü zikretti. (A.g.e., Hadis no: 44, I, 173; Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmektedir. (Bk. Müsned, I, 173'deki dipnot))
Buna delalet eden hususlardan birisi de İmam Ahmed'in, Âişe Radıyallahu anhâ'dan şöyle dediğine dair rivayetidir: Ebu Bekir Radıyallahu anh'ın ölüm vakti yaklaştığında: Bugün ne günüdür? diye sordu. Vefatında bulunanlar pazartesi günü dediler. Şöyle dedi: “Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz. Şüphesiz benim en sevdiğim gün ve gece Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e en yakın olacağım gün ve gecedir." (Müsned, Hadis no: 45, I, 173. Ahmed Muhammed Şakir hadisin senedinin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Allahuekber! Gün ve gecelerin sevgisi
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa'ya yakınlıklarına göre tespit ediliyor.
İşte Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i gerçekten sevenler sevgilerinde, onu
görmeye şevklerinde, onun arkadaşlığını isteyişlerinde, onu görmekten ötürü
sevinmelerinde, onunla birliktelikleri dolayısıyla neşelenmelerinde, onun
arkadaşlığını herşeye tercih etmelerinde, onu kaybetmekten korkmalarında, ondan
ayrılmaktan ötürü ağlayışlarında, böyle idiler.
Ya biz nasılız? Biz daha başka şeyler de
sevip bu sevginin yerine onları oturtmadık mı? Bizim çoğumuz -Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i sevmek
iddialarına rağmen- bu başka şeyleri görmek ya da dinlemek için pekçok malı ve
vakti feda edebilmekte, bunları izlemek uğrunda Allah'ın ve insanların birçok
hakkını zayi etmektedir. Bunları görmekten ötürü sevinmekte, pek az bir şeyi
dahi kaçıracak olurlarsa, üzülüp kederlenmektedirler. Bunlar sevdiklerinin bir
kısmının yerin dibine geçirilmeye ve o şeyleri sevenlerin bazılarının domuzlara
ve maymunlara dönüştürülmeye sebep olabileceğini unuttular yahut unutmuş
görünüyorlar.
Nitekim hevâdan konuşmayan yüce Peygamber
de bunu haber vermektedir. İmam İbn Mâce, Ebu Malik el-Eş'arî Radıyallahu anh'dan şöyle dediğini
rivayet etmektedir:
"Şüphesiz ümmetimden birtakım insanlar içki içecekler ve ona kendi isminden başka isimler verecekler. Tepeleri üzerinde çalgı aletleri çalınacaktır. Yerin dibine geçirilecekler ve onlardan maymunlar ve domuzlar yaratılacaktır." (Sahihu Sünen-i İbn Mâce, Hadis no: 3247, II, 371)
Bizim durumumuz bu iken, acaba "Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'i bütün insanlardan ve her şeyden daha çok seviyoruz" sözümüz doğru kabul edilebilir mi? Yahutta bu gizliyi de, açığı da bilen Allah nezdinde bize bir fayda sağlayabilir mi?
|
|
|