Samimi bir seven sevdiği uğrunda rahatını,
canını ve sahip olduğu şeyleri, feda etme imkânını bulacağı fırsatı elbette ki
pek büyük bir şevk ve istekle arzular. Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'i samimiyetle seven ashab-ı kiram onun uğrunda fedakârlık
örneklerinin en göz kamaştırıcılarını vermişlerdir. Onlardan sonra gelenler
arasından onu sevenler de kalplerinde o pek büyük mutluluğu ve çok değerli
arzuyu ele geçiremediklerinden ötürü anlatılamayacak çapta bir hasret
hissederler.
Aşağıda fedakârlığın, sevgi ve bağlılığın,
iman ve ihlâsın gerçekten insanı şereflendiren bazı tavır ve tutumlarını
sözkonusu edeceğim. Âlemlerinin Rabbinin habibi kendi habiblerine duydukları
sevgide samimi olan o hayırlılara ait tavırlardır, bunlar.
Sürâka b. Mâlik Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir
es-Sıddîk'a hicret yolculuğu sırasında yetişiyor. Onlara yaklaştığında Ebu
Bekir es-Sıddik ızdırapla ağlıyor fakat kendi adına korktuğu için değil, Allah’ın
Rasûlü Muhammed Mustafa için korktuğundan ötürü ağlıyordu. İmam Ahmed bu
olaydan bize el-Berâ b. Âzib Radıyallahu
anh'dan naklen şöylece sözetmektedir: Ebu Bekr Radıyallahu anh dedi ki:
"Biz yola koyulduk. Kavmimiz ise
bizi arayıp duruyorlardı. Bize sadece atı üzerindeki Sürâka b. Malik b. Cu’şum
yetişebildi. Ben:
“Ey Allah'ın Rasûlü! İşte bizi takip eden
bu adam bize yetişti yetişecek” dedim.
O:
"Üzülme
şüphesiz Allah bizimle beraberdir" diye buyurdu.
Nihayet bize yaklaştı, bizimle onun arasında
bir yahut iki ya da üç mızrak boyu bir uzaklık kaldı. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü! İşte
bizi takip eden bu adam bize yetişti, dedim ve ağladım.
Peygamber:
Niye ağlıyorsun? diye sordu. Ben şöyle dedim: Allah'a yemin ederim
kendim için ağlamıyorum, senin için ağlıyorum, dedim.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Suraka'ya beddua ederek: "Allah'ım, dilediğin şekilde onun şerrini
bizden uzaklaştır" diye yalvardı.
Atının ayakları sert bir arazide karnına kadar gömüldü... deyip, hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. (Müsned, Hadis no: 3, I, 155; Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmektedir. (Bk. Müsned, I, 154'deki dipnot)
Sevgisinde samimi bir diğer kişiyi
görüyoruz. Bu da çarpışma alanında Allah Rasûlü ile birlikte yan yana durmak
için tam anlamıyla hazır olduğunu ortaya koymaktadır. İmam Buhârî bize onun başından
geçen bu olaydan Abdullah b. Mesud Radıyallahu
anh'ın rivayeti ile söz etmektedir. Abdullah Radıyallahu anh diyor ki:
"Ben Mikdad b. el-Esved Radıyallahu anh'ın bir konumuna tanık
oldum. Böyle bir konumda olmak için her şeyi fedâ etmek isterdim: -Yani dünyevi
şeylerden buna karşılık olacak herbir şey demektir.(Fethu'l-Bârî,
VII, 287)- Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem müşriklere beddua ederken geldi ve şöyle dedi: Bizler Musa Aleyhisselam'ın kavminin dediği gibi:
Sen ve Rabbin gidin ve savaşın, demiyoruz. Fakat bizler senin sağında, solunda,
önünde, arkanda savaşıyoruz.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in yüzünün aydınlandığını ve bundan dolayı sevindiğini gördüm. Abdullah onun söylediği sözleri kastetmektedir. (Buhârî, Hadis no: 3952, VII, 287)
Bu rivayette Mikdad'ın Allah Rasûlü uğrunda
fedakârlıklarda bulunmaya hazır olmasının yanında Abdullah b. Mesud Radıyallahu anh'ın böyle şerefli bir
konumda olma arzu ve isteğini de görüyoruz. Bu da onun şu ifadelerinde ortaya çıkmaktadır:
"Ben el-Mikdad b. el-Esved Radıyallahu
anh'ın bir konumuna tanık oldum. Böyle bir konumda olmak karşılığında her
şeyi
vermeyi arzu ederdim."
Hafız İbn Hacer bunu açıklarken şunları söylemektedir: "Yani eğer bu sözü söyleyen kimse böyle bir konum ile bunun karşılığında ne olursa olsun birtakım şeyler elde etmek arasında tercihte serbest bırakılırsa elbette ki böyle bir konumda olmayı daha çok severdi." (Fethu'l-Bârî, VII, 287)
Uhud savaşında bazı okçuların yanlışlık
yaptığı görülür. Bunun üzerine yerlerini bırakırlar. Mekkeli Kureyş ordusundan
bir birlik Halid b. el-Velid'in komutası altında müslümanların arkasından dolanıp
gelirler. Bunun sonucunda Müslüman saflarda gedikler ve çalkantılar ortaya çıkar.
Öyle bir an gelir ki, Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem ile birlikte sadece oniki kişi kalır. Müşrikler de
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e
ve bu oniki kişiye yaklaşırlar.
Peki, Peygamberi samimiyetle seven bu hayırlı
insanlar, sevdikleri o yüce zatı savunmak için neler yaptılar? Bunun için İmam
Nesâî'nin, Câbir b. Abdullah Radıyallahu
anhuma'dan naklettiği şu rivayeti okuyalım:
"Uhud gününde insanlar gerisin
geriye kaçınca Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem bir kenarda ensardan oniki kişi ile birlikte bulunuyordu.
Aralarında Talha b. Ubeydullah Radıyallahu
anh da vardı. Müşrikler onlara yetiştiler. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onlara doğru dönüp: "Bunlara karşı kim bizi savunacak?" diye sordu.
Talha: Ben, diye cevap verdi. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem: "Olduğun yerde kal" diye
buyurdu.
Bu sefer ensardan bir adam: Ben, ey
Allah'ın Rasûlü, dedi. Peygamber: "Sen
(çık)" diye buyurdu.
Öldürülünceye kadar çarpıştı. Sonra yine
müşriklerin yaklaştıklarını gördü ve:
"Bunlara
karşı kim bizi savunacak?" diye sordu. Talha yine: Ben dedi. Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem: "Yerinde kal" diye buyurdu. Bu
sefer ensardan bir başka adam: Ben dedi. Peygamber: "Sen (çık)" diye buyurdu. O da öldürülünceye kadar çarpıştı.
Peygamber bu sözleri söyleyip durdu, yine onların karşısına ensardan bir adam çıkıyor ve öldürülünceye kadar kendisinden öncekinin savaşması gibi savaşıyordu. Nihayet Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Talha b. Ubeydullah Radıyallahu anh başbaşa kaldılar. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem: "Bunlara karşı kim çıkar?" diye sordu. Talha: Ben dedi. Talha onbir kişinin çarpıştığı şekilde çarpıştı. Nihayet eli isabet aldı, parmakları kesildi ve: Ah dedi. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Eğer bismillah demiş olsaydın, insanlar sana bakıp dururken melekler seni yukarı doğru yükselteceklerdi" diye buyurdu. Daha sonra yüce Allah müşrikleri geri püskürttü." (Sahihu Süneni’n-Nesâî, Hadis no: 2951, II, 661. Şeyh el-Albani der ki: Hadis: "Parmakları kesildi" ifadesinden dolayı hasendir. Ondan önceki rivayetin ise hasen olma ihtimali vardır. Hadis Muslim'in şartına göre uygundur. (Aynı eser, II, 661) Hafız Zehebi de hadis hakkında şunları söylemektedir: "Ravileri sikadırlar." (Siyeru A’lâmi'n-Nubelâ, I, 27)
Allahu ekber! Peygamberi seven onbir kişi, âlemlerin Rabbinin de, kendilerinin de habibi uğrunda canlarını feda ediyorlar. Onikinci kişi de Talha b. Ubeydullah -Allah ondan da, diğerlerinden de hep birlikte razı olsun- Peygamberi savunması pek kolay olmuyor. Onbir kişinin çarpışması gibi çarpıştı. Bunun neticesinde eli çolak kaldı. Çünkü o eliyle Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i koruyordu. İmam Buhârî'nin rivayetine göre Kays şöyle demiştir: Ben Talha'nın Uhud günü Peygamberimizi kendisiyle koruduğu çolak* elini gördüm." (Buhârî, Hadis no: 4063, VII, 359)
*Çolak: Parmakların ya da bazılarının çalışma
kabiliyetlerini ortadan kalkmış kimse demektir. (Fethu'l-Bârî, VII, 361)
Muhammed'in Rabbine yemin ederim ki, yüce
Allah'ın en sevdiği ve yaratılmışların en yücesi uğrunda savunma yaparken çolak
kalan bu el, ne kadar mutlu, ne kadar temizdir! Bu elin sahibi ne kadar
bahtiyardır!
Yüce Peygamberi savunurken etkilenen ve çolak kalan sadece eli değildi. Vücudunun her tarafı yara almıştı. Çünkü bedeninde yaklaşık yetmiş yara vardı. İmam Ebu Davud Tayalisî, Âişe'den o Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anhuma'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Daha sonra yerdeki çukurlardan birisinde bulunan Talha'nın yanına gittik. Mızrak, ok ve kılıç darbelerinin açtığı yetmiş küsur yahut biraz az veya biraz daha fazla yara aldığını gördük." (Minhatu'l-Ma'bud fi Tertibi Müsnedi't-Tayalisi Ebi Davud, rivayet no: 2346, II, 99. Ayrıca bk. Fethu'l-Bârî, VII, 82-83)
Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh Uhud gününü hatırladı mı ağlar, sonra da şöyle
derdi: "O gün bütünüyle Talha'nın günü idi." (Bk. Minhatu'l-Ma'bud,
II, 99)
Allah ondan da, Ebu Bekir es-Sıddîk'dan da, Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i samimi olarak seven herkesten de razı
olsun.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'i samimiyetle seven bir başkasının, göğsünü Allah
Rasûlü’nün göğsüne siper ettiğini görüyoruz. Oklar gelip, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in göğsüne isabet
edecek yerde, ona isabet ediyordu. Bu da aynı şekilde Uhud savaşında olmuştu.
Buhârî ve Muslim, Enes b. Malik Radıyallahu
anh'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler:
"Uhud gününde bulunanların bir kısmı
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in
yanından uzaklaşıp, geri çekildiler. Ebu Talha ise, bir kalkan ile Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i koruyordu.
(Enes devamla) dedi ki: Ebu Talha Radıyallahu anh oldukça güzel ok atan
birisi idi. O gün elinde iki ya da üç yay kırdı.
Herhangi bir kimse beraberinde bir ok
torbası olduğu halde geçiyor ve ona: Ebu Talha'nın önüne bu okları saç,
diyordu.
(Enes devamla) dedi ki: Allah'ın Peygamberi ise yüksekten savaşçılara bakarken, Ebu Talha Radıyallahu anh şöyle diyordu: Ey Allah'ın Peygamberi, annem-babam sana feda olsun. Sen bakma. Bunların attıkları bir ok sana isabet etmesin. Benim göğsüm, senin göğsüne siperdir." (Buhârî, Hadis no: 4064, VII, 361; Muslim, Hadis no: 1811, III, 1443, lafız Muslim'e ait)
Allahu ekber! Seven neler yapar, neleri
temenni eder, neler ister?
Büyük ilim adamı Aynî, Ebu Talha'nın: "Göğsüm senin göğsüne siperdir" sözünü açıklarken şunları söylemektedir: “İşte benim göğsüm, senin göğsünün önünde. Yani ben senin önünde öyle duruyorum ki, eğer ok gelecek olursa benim göğsüme isabet eder, senin göğsüne isabet etmez.” (Umdetu’l-Kârî, XVI, 274)
Şeyh Muhammed Fuad Abdu'l-Baki diyor ki:
Cümle, bir dua cümlesidir. “Yani oklar, sana değil de, bana isabet etsinler
diye Allah benim göğsümü oklara daha yakın kılsın."
demektir. (Muslim, III, 1443'deki not)
İbn İshak bize bir başka samimi seven ile
ilgili rivayeti şu sözleriyle aktarmaktadır:
"Ebu Dücane, vücudunu Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e kalkan yaptı. Oklar onun sırtına düşüyordu, O ise Allah Rasûlünün üzerine abanmış bir halde duruyordu. Nihayet ona isabet eden oklar bir hayli çoğaldı." (İbn Hişam, es-Siyretu'n-Nebeviyye, III, 30; Ayrıca bk. İbn Hibban el-Bustî, es-Siyretu'n-Nebeviyye, s. 224; Zehebî, Tarihu'l-İslam (Meğazi), s. 174-175)
Bir başka rivayette: "O ise hareket etmiyordu" denilmektedir. (İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 162; Ayrıca bk. Zâdu'l-Meâd, III, 197)
Allahu ekber! Ebu Dücane'yi Rasûlullah'ın
önünde kalkan görevi yapmaya iten, onun üzerine abanmasına, sırtına düşen
oklara hareket etmeksizin katlanmasına iten sebep nedir? Şüphesiz ki bu sebep
Allah’ın Rasûlü Muhammed Mustafa'ya karşı duyulan samimi bir sevgidir. Bu o
sevgili uğruna canı dahi feda etmek için duyulan şiddetli bir arzudur.
Sîret ve tarih kitapları bizlere Rasûl-i
Ekrem'i samimi bir şekilde seven başka bir isimden de sözetmektedir. Bu kişi
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i
savunarak kendisini feda etmiştir. Bu dünyadan göç etme vakti gelince de yanağı
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in
ayağı üzerindedir. Bu olay da aynı şekilde Uhud gazvesinde olmuştur.
İmam İbn İshak dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem müşrikler
tarafından etrafı kuşatılınca: "Bize canını satacak bir kimse var mı?"
dedi.
Ziyad b. es-Seken Radıyallahu anh ensardan beş kişi ile birlikte ayağa kalktı.
Bazıları da bu kişinin Umare b. Yezid b.
es-Seken olduğunu söylerler.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in önünde birer birer savaştılar. Hepsi
de onun önünde, onun uğrunda öldürüldü. Nihayet onların sonuncusu Ziyad ya da
Umare idi. O da oldukça ağır yaralar alıncaya kadar çarpıştı. Daha sonra
Müslümanlardan bir kesim geldi, müşrikleri onun etrafından uzaklaştırdılar.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem:
"Onu bana yaklaştırınız" diye buyurdu.
Onu Allah Rasûlüne yaklaştırdılar. Ayağını
başının altına yastık gibi koydu.
Yanağı Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in ayağı üzerinde olduğu halde ruhunu teslim etti. (İbn Hişam, es-Sîretu'n-Nebeviyye, III, 29; Ayrıca bk. İbn Hibban, a.g.e., s. 223-224; Zehebî, a.g.e., s. 174)
Allahu ekber! Ne kadar hoş, ne kadar tatlı
bir ölüm.
İşte Uhud savaşı! Yaralılardan samimi bir
şekilde Rasûlullah Sallallahu aleyhi
vesellem'i seven bir başka kişi! Mızrak, kılıç ve ok darbeleriyle yetmiş
küsur yarası var. Bu dünya ve bu dünyadaki aile, mal ve metadan ayrılışı için
sadece birkaç dakikası var. Peki neyi düşünüyordu? Hatırını meşgul eden neydi?
Bu hususta İmam Hakim'in Zeyd b. Sabit Radıyallahu
anh'dan şöyle dediğine dair rivayetini okuyalım:
Uhud günü Rasûlullah beni Sa’d b. er-Rabi
Radıyallahu anh'ı aramak için
gönderdi ve bana dedi ki: "Şayet onu görürsen, benden ona selam söyle ve
de ki ona: Rasûlullah sana kendini nasıl
buluyorsun, diye soruyor."
Zeyd dedi ki: Ölüler arasında dolaşmaya
başladım. Son nefeslerini veriyordu. Mızrak, kılıç ve ok darbeleriyle açılmış
yetmiş küsur yarası vardı. Ona: Ey Sa’d! Rasûlullah’ın sana selamı var ve sana:
Kendini nasıl hissediyorsun bana bildir, diyor.
Sa’d dedi ki: Selam Allah'ın Rasûlüne ve
sana olsun. Ona de ki: Şu anda cennetin kokusunu alıyorum. Kavmim ensara da de
ki: Sizde gözünüzü kırpacak kadar bir güç varken Rasûlullah’a bir zarar isabet
ederse, Allah nezdinde hiçbir mazeretiniz kabul edilmez.
(Zeyd b. Sabit) dedi ki: "Ve ruhunu teslim etti. Allah'ın rahmeti üzerine olsun." (Müstedrek, III, 201. Hadis hakkında İmam Hakim: "Bu senedi sahih bir hadis olmakla birlikte Buhârî ve Muslim tarafından rivayet edilmemiştir" demektedir. (Müstedrek, III, 201) Zehebi de bu hususta ona muvafakat etmiştir. (Bk. et-Telhis, III, 201)Buna yakın bir rivayeti de İmam Malik, Muvatta (II, 465-466)'de, İmam İbn İshak (Bk. İbn Hişam, es-Sîretu'n-Nebeviyye, III, 38-39) rivayet etmektedir. Bu rivayet hakkında Dr. Ekrem Ziya el-Umerî (es-Sîretu'n-Nebeviyye's-Sahiha, II, 386'da): "İbn İshak'ın, ravileri sika olan bir sened ile naklettiği rivayetten" demektedir. (Mecmau'l-Bahreyn, II, 239; Şerhu'l-Mevahib, II, 44'e istinaden)
Allah Rasûlünü samimiyetle seven bu
sahabi hayatının son demlerinde neler düşündü? Hatırını meşgul eden neydi?
Kavmiyle vedalaşırken dünyadan, dünyadaki aile, çocuk ve mal mülkten ayrılırken
kavmine ne tavsiyede bulundu?
Hatırını meşgul eden husus, kendisinin de
alemlerin Rabbinin de sevdiği Peygamberin selâmeti, esenliği idi. Kavmine yaptığı
vasiyet: Her birilerinin kendilerini Rasûl-i Ekrem'e feda etmeleri idi.
Ya biz böyle miyiz? Biz neyi düşünüyoruz?
Pek çoğumuzun hatırını meşgul eden nedir? Bizler arkadaşlarımızdan birisini doğuya
ya da batıya gitmek için uğurlarken birbirimize neleri tavsiye ediyoruz? Bunu
açıkça ifade etmek dahi İslâma müntesip bir kişiye yakışmaz.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'e duyulan sevginin ikinci alâmeti ile ilgili açıklamalarımı,
O’na samimiyetle sevgi besleyen bir başka kişinin bir olayını anlatarak sona
erdirmek istiyorum. Bu kişinin bütün ihtimamı Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in rahatı ve selâmeti içindi. Uyuklamanın
etkisi ile yana kayınca bineğinden düşmemesi için onu korumak üzere gece
boyunca onunla birlikte yol aldı. İmam Muslim'in rivayetine göre Ebu Katade Radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bize bir
hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:
"Sizler
bu akşam ve geceniz boyunca yol alırsanız inşaallah yarın suya ulaşırsınız."
İnsanlar da biri diğerine bakmaksızın
yollarına koyuldular.
Ebu Katade dedi ki: Nihayet Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem de gece yarısına
kadar yoluna devam etti. Ben de onun yanında bulunuyordum.
(Ebu Katade) dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem uyukladı.
Bineğinden yana sarktı, ben gidip, uyandırmadan onu doğrultmaya çalıştım ve
nihayet bineği üzerinde mutedil bir şekilde durdu.
Sonra yine yola koyuldu ve nihayet
gecenin büyük bir bölümü geçmişken yine bineğinden yana sarktı. Tekrar uyandırmadan
ona destek oldum ve nihayet bineği üzerinde doğru bir şekilde durdu.
(Ebu Katade) devamla dedi ki: Sonra yine yoluna devam etti. Nihayet seher vaktinin son demlerinde bundan önceki iki sarkmasından daha aşırı bir şekilde sarktı. Az kalsın düşecekti. Tekrar gittim ve ona destek verdim. Başını kaldırarak: "Bu kim?" diye sordu. Ben: Ebu Katade, dedim. "Bu şekilde benim yanımda ne zamandan beri yürüyorsun?" diye sordu. Ben: Geceden beri hep bu şekilde yürüyorum, dedim. O da: "Peygamberini koruduğun gibi Allah da seni korusun" diye buyurdu. (Muslim, Hadis no: 681, I, 472)
Subhanallah! Ebu Katade Radıyallahu anh Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'in sağ salim kalmasına ve aynı zamanda rahatına ne kadar düşkündü! Onu korumak maksadıyla bütün bir gece gözünü ondan ayırmayarak yoluna devam etti. Allah Rasûlü uyuklamanın etkisiyle devesi üzerinde her yana yattıkça, o da onun altında binanın altındaki destek gibi ona destek veriyordu. Ancak bununla birlikte Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in rahatına dikkat ederek onu uyandırmıyordu. Allah ondan razı olsun, o da Allah'ın rızasıyla hoşnut olsun.
|
|