Sevenin sevdiğine itaatkâr olduğu
hususunda iki kişinin dahi görüş ayrılığı yoktur. Seven sevdiğini, yapmaya,
onun sevmediklerinden uzak kalmaya gayret eder. Bunu yaparken de anlatılamayacak
kadar bir lezzet, büyük bir tat alır. Aynı şekilde Allah Rasûlü Muhammed
Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem'i
seven bir kimse de bütün gayretiyle ona uymaya çalışır, emirlerini hemen yerine
getirmeye koşar, yasaklarından uzaklaşmak için elini çabuk tutar. Nebi Sallallahu aleyhi vesellem'i samimi bir şekilde
seven o hayırlı ashabının bu alanda nice göz kamaştırıcı tutumları vardır. Aşağıda
yüce Allah'ın lütfuyla bunların bazısını sözkonusu edeceğiz:
İmam Buhârî'nin rivayetine göre el-Berâ
b. Âzib Radıyallahu anh şöyle demiştir:
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem
Medine'ye gelince, onaltı ya da onyedi ay boyunca Beytu'l-Makdis'e doğru namaz
kıldı. Bununla birlikte Ka’be'ye yönlendirilmeyi arzu ediyordu. Bunun üzerine
yüce Allah: "Biz yüzünü göğe doğru
evirip çevirmeni elbette görüyoruz. Onun için andolsun, seni hoşnud olacağın kıbleye
döndüreceğiz." (el-Bakara, 2/144) buyruğunu indirdi ve Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem böylece
Ka’be'ye döndürüldü. Bir adam onunla birlikte ikindi namazını kıldı, sonra
gitti. Yolu ensardan (namaz kılmakta olan) bir topluluğun yanından geçti ve şöyle
dedi: Bu kişi şahitlik eder ki, Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem ile birlikte namaz kıldı ve onun (kıblesi) Ka’be'ye
döndürüldü."
Onlar da ikindi namazında rükûda iken Ka’be'ye yöneldiler." (Buhârî, Hadis no: 7252, XIII, 232)
Allah Rasûlüne -Rabbimin salât ve selâmı
ona- uymak için ellerini ne kadar da çabuk tuttular! Ondan gelen bir haberi
duyar duymaz ona sımsıkı sarılmakta tereddüt etmediler. Hatta başlarını rükûden
kaldırmayı dahi beklemediler. Onlar rükûda iken Allah Rasûlünün döndüğü yere
-yüce Ka’be'ye- dönüverdiler.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'in emrine uymakta eli çabuk tutmak sadece namazda değildi.
Aksine onu samimiyetle sevenler (Allah onlardan razı olsun) ona tabi olmakta diğer
bütün alanlarda da böyle davranıyorlardı. İmam Ebu Davud, onun yolculukta
konaklama adabı ile ilgili verdiği emri uygulamakta ellerini ne kadar çabuk
tuttuklarını bize Ebu Seleme el-Huşeni Radıyallahu
anh'dan rivayetle şöylece anlatmaktadır:
"İnsanlar bir yerde konakladıkları
vakit vadilere ve yollara dağılırlardı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Sizin
bu şekilde yollara ve vadilere dağılmanız ancak şeytandandır."
Bundan sonra Peygamber (ashabıyla) bir yerde konaklayacak olurlarsa, mutlaka biri diğerine sokulur, öyle ki: Üzerlerine bir yaygı serilecek olursa hepsini de örter, denilecek şekilde konaklarlardı." (Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 2288, II, 498; Rasûl-i Ekrem bir yolculukta bile, konaklandığı vakit Müslümanların dağılmalarına tahammül göstermemişti. Bugün -yüce Allah'ın rahmetiyle esirgedikleri müstesnâ- herkes ne diye darmadağınıktır? Şekvamız Allah'adır. Ondan yardım dileriz.)
Ashab-ı Kiram'ın sevdikleri ve beğendikleri
bazı şeyler kendilerine yasaklandı. Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'in yasağından sonra onlar bu yasaklanan şeylerden hemen
uzaklaşmaktan başka bir tepki göstermediler. Bunlardan birisini İmam Buhârî,
Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan
rivayet etmektedir. Buna göre Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem birisi gelerek: Eşekler yenilerek bitirildi, dedi.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem sesini çıkarmadı. Daha sonra ikinci bir defa ona gelerek: Eşekler
yenildi, bitirildi, dedi.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem yine sustu. Arkasından ona üçüncü bir defa daha gelerek: Eşekler
telef edildi, yok edildi, dedi.
Bunun üzerine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bir münâdiye
emir vererek insanlar arasında şöyle seslendi: "Şüphesiz Allah ve Rasûlü
sizlere evcil eşeklerin etlerini yemeyi yasaklıyor."
Bunun üzerine kazanlar içlerinde etler kaynadığı halde döküldü. (Buhârî, Hadis no: 4199, VII, 467-468)
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i içten seven bu hayırlı insanlar bir
çare aramayı, bir fırsat bulmayı ya da bir istisnâ yapmayı düşünmediler. Onlar
sevgide aranan temel şartlardan birisinin, sevenin arzusunun sevdiğinin emrine
uymak olduğunu tam anlamıyla idrâk ediyorlarken, böyle bir şey düşünmeleri nasıl
mümkün olabilirdi ki?
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o hayırlı insanlar
yasaklandı diye sevip arzu ettikleri şeylerden uzaklaşmakla kalmadılar. Uzun yıllardan
beri alışageldikleri pekçok şeyleri de terkettiler. Hatta bunları atalarından
miras dahi almışlardı. Fakat Rasûl-i Ekrem'e isyan etmek için geleneklerini
yahut alışkanlıklarını -günümüz müslümanlarının pekçoğunun yaptığı gibi- ileri
sürmediler. Buna delâlet eden tanıklardan birisi de İmam Buhârî'nin, Enes Radıyallahu anh'dan naklettiği şu
rivayettir:
"Ebu Talha Radıyallahu anh'ın evinde bulunanlara sakilik yapıyordum. O gün
içtikleri şarap yarılmış taze hurma şarabı idi. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem bir münadiye:
"Haberiniz olsun şarap haram kılındı" diye seslenmesini
emretti.
(Enes) dedi ki: Ebu Talha bana: Çık ve bu şarabı dök, dedi. Ben de çıktım ve şarabı döktüm. O şarap Medine yollarında aktı gitti." (Buhârî, Hadis no: 2464, V, 112)
Orada Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i samimiyetle seven o zatların yaptıkları tek iş, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek üzere şarabı dökmekti. Bundan dolayı şarap Medine sokaklarında aktı. Bu hususta Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste şuna işaret vardır: Yanında şarap bulunan müslümanlar ardı arkasına şarabı döktüler. Öyle ki dökülen bu pek çok şarap Medine sokaklarında aktı." (Fethu'l-Bârî, X, 39)
Bütün bu işler şöyleydi böyleydi demeden,
herhangi bir tereddüt ya da soru sormaya gerek duymadan olup bitti. Yine İmam
Buhârî, Enes b. Malik Radıyallahu anh'dan
şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Ben ayakta Ebu Talha'ya filana ve filana içki sunarken bir adam gelip: Haber size ulaştı mı? diye sordu. Onlar: Ne haberi dediler. Adam: Şarap haram kılındı, dedi. Hepsi de: Ey Enes! Şu testileri dök, dediler. (Enes devamla) dedi ki: O adamın getirdiği haberden sonra şaraba dair ne bir soru sordular, ne de bir daha ona geri döndüler.(Buhârî, Hadis no: 4617, VIII, 277)
Ya Rabbi! Bu ne mutlak bir teslimiyet ve
ne kadar mükemmel bir itaattir!
İşte yüce Rabbimizin:
"Aralarında hükmetmek üzere Allah'a ve
Rasûlüne davet olunduklarında mü'minlerin sözleri ancak: 'İşittik ve itaat
ettik' demektir. İşte bunlar refâha erenlerin ta kendileridir." (en-Nur,
24/51) buyruğu bu samimi sevenlere tıpatıp uymaktadır.
Ashab-ı Kiram'ın (Allah onlardan razı
olsun) Rasûl-i Ekrem'e tabi oluşları yalnızca normal, sıradan hallerde değildi.
Onlar aynı şekilde darlıkta, bollukta, savaş zamanlarında ve her zamanda, hayatın
herbir işinde böyle idiler. Rasûl-i Ekrem'in emrini uygulamak amacıyla düşmanlara
verdikleri sözlerini yerine getirmelerine dair İmam Ebu Davud ile İmam Tirmizi
bizlere Suleym b. Âmir'in şu sözlerini nakletmektedirler:
"Muaviye Radıyallahu anh ile Bizanslılar arasında bir andlaşma vardı. O
onların topraklarına doğru gidiyor ve nihayet antlaşma süresi sona erdi mi
onlara hücum ediyordu. Bineğin üzerinde bir adam: "Allahuekber,
Allahuekber, biz ahde vefalıyız, bizde ahdi bozmak yoktur" diyerek geldi.
Dönüp baktıklarında onun Amr b. Abse Radıyallahu anh olduğunu anladılar.
Muaviye Radıyallahu anh ona haber
göndererek sordu, o da şöyle dedi: Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim:
"Kimin bir başka kavim ile bir andlaşması
bulunursa süresi bitinceye yahutta onlara adaletli bir şekilde andlaşmalarını
bozduğunu bildirinceye kadar herhangi bir düğümü bağlamasın ve çözmesin."
Bunun üzerine Muaviye Radıyallahu anh geri döndü." (Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 2397, II, 528; Sahihu Süneni't-Tirmizi, Hadis no: 1285, II, 113-114 lafız Ebû Dâvûd'a ait. )
İmam Taberî'nin rivayetine göre müslüman
askerler Yermûk'de konaklayınca müslümanlar düşmanlarına: Biz sizin kumandanınızla
konuşmak ve onunla karşılaşmak istiyoruz. Bizi bırakın da onun yanına gidip
konuşalım, dediler.
Müslümanların bu isteklerini kumandanlarına
bildirince onlara izin verdi.
Ebu Ubeyde ve Yezid b. Ebi Süfyan ona bir
elçi gibi gittiler. Yanlarında el-Haris b. Hişam, Dırar b. el-Ezver ve Ebu
Cendel b. Suheyl Radıyallahu anh da
vardı. O gün Kralın kardeşi
karargahında hepsi de ipekten olmak üzere otuz çadır ve yukardan yere kadar
örten otuz tane de örtü vardı.
Müslümanlar buraya gelince bu çadırların
içine girmeyi kabul etmediler ve: "Biz ipeği helal görmüyoruz. O bakımdan
yanımıza sen çık” dediler.
O da (emri üzerine) hazırlanan yaygıların olduğu yerde yanlarına çıktı. Bu durum Herakliyus'a ulaşınca şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? İşte bu zilletimizin başlangıcıdır. Artık bizim için şan yoktur. Doğan uğursuz bir evlattan dolayı Rumların vay haline! (Taberî, Tarih, III, 403)
Bir başka rivayette şöyle denilmektedir: Ashab: Bizim böyle bir yere girmemiz bize helal değildir. Bunun üzerine onlar için yere ipekten yaygılar yayılmasını emretti. Yine: Biz bunların üzerine oturmayız dediler. İstedikleri yerde onların yanında oturdu. (el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 9-10)
Düşmanlarla karşılaşmak, bu hayırlı
insanları o Rasûl-i Kerim'e -salât ve selam ona- uymaktan alıkoymadı. Bu işte
ilk anda düşmanlar için bir fayda görülmesi ile -önceki örnekte görüldüğü gibi-
kendilerinin faydasına olması arasında fark yoktur. Bu ruhen zayıf, kıt akıllı
ve kıt imanlı bazı kimselere göre basit işlerden olsun, yahut büyük işlerden
olsun onlar için fark etmezdi. Onlar Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'e uymaktan nasıl yüz çevirebilirlerdi ki? Çünkü onlar
Rasûl-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu dinlemişlerdi:
"Benim emrime muhalefet edenlerin üzerine zillet ve küçülmüşlük yazıldı." (Hadisi İmam Ahmed, Abdullah b. Ömer Radıyallahu anh'dan rivayet etmiştir. (Bk. Müsned, Hadis no: 5115, VII, 122) Şeyh Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. (Bk. aynı yerdeki dipnot)
Onlar sadece bunu dinlemekle kalmadılar.
Bunu iyice ezberlediler, anladılar, gereği gibi riayet ettiler, hayatlarında
uyguladılar. Keşke günümüz müslümanları bu gerçeği idrâk edebilse. Yüce Allah
müslümanların zaferini ya da yenilgiye uğramalarını birtakım sebeplere bağlamıştır.
Bunların en önemlileri: Rasûl-i Ekrem'e tabi olmak ve ona asi olmamaktır. Ona
itaat eden kimse aziz olur, yeryüzünde iktidar sahibi olur. Ona isyan eden bir
kimse ise zelil olur ve küçülür.
Belki de Müslümanların bu gerçeği idrak
etmeleri, hayatlarında bunun gereğini yerine getirmeleri onları içinde
bulundukları bu aşağılık ve kaybolmuşluk halinden çıkartabilir.
Hiçbir seven, sevdiğinin emirlerini
yerine getirmekle kalmaz; aksine büyük bir şevkle onun hareketlerini yapıp
ettiklerini gözetir. Dikkatle onun yüzündeki değişiklikleri, gözlerinin işaretini
takip eder. Belki bu yolla sevdiğinin sevdiği bir işi tespit eder, o da hemen
onu yapar yahutta sevdiğinin nefret ettiği bir hususu öğrenir, ondan uzak kalır.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'i gerçekten samimiyetle seven o hayırlı insanlar da böyle
idi. Onlar emrini yerine getirmekle, yasaklarından kaçınmakla kalmadılar.
Aksine onun fiillerini takip ediyorlar, onun tasarruflarını gözetliyorlardı.
Bunu büyük bir sevgi, takdir ve iştiyakla yapıyorlardı. Çünkü ona uymayı
istiyorlardı. Onun herhangi bir işi yaptığını gördüklerinde çabucak onu
yaparlardı. Herhangi bir şeyden uzak kaldığını ya da terkettiğini görürlerse
onlar da hemen ondan uzaklaşırlardı.
Buna delâlet eden parlak örneklerden
birisi de İmam Ebû Dûvûd'un, Ebu Said el-Hudrî Radıyallahu anh'ın şöyle dediğine dair rivayetidir:
"Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ashabına namaz kıldırmakta iken aniden
ayakkabılerını çıkardı ve onları sol tarafına bıraktı. Arkasındakiler bu işi
görünce, onlar da ayakkabılarını çıkardılar.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem namazını bitirince:
"Ayakkabılarınızı çıkarmaya sizi iten sebep nedir?" diye
sordu.
Onlar: Biz senin ayakkabılarını çıkardığını
gördük. Bunun üzerine biz de ayakkabılarımızı çıkardık, dediler.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem dedi ki:
"Şüphesiz Cebrail bana geldi ve ayakkabımda bir pislik olduğunu
bana bildirdi."
Daha sonra şunları söyledi:
"Sizden herhangi bir kimse mescide geldiğinde ayakkabılarına baksın. Eğer ayakkabılarında bir pislik ya da rahatsız edici bir durum varsa onu silsin ve onlarla namaz kılıversin." (Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 605, I, 128)
Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'e uymakta
ellerini çabuk tutmaya ne kadar dikkat ediyorlardı! Allah onlardan razı olsun.
Mükâfatıyla onları hoşnut etsin, bizi de onların yürüdükleri yolda yürütsün.
Rasûl-i Ekrem'e uymak sadece erkeklerin
yaptığı bir iş değildir aksine Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'i seven samimi mü'min hanımlar da böyleydi. Bunu ortaya
koyan delillerden birisi de İmam Ebû Dâvûd'un Abdullah b. Amr Radıyallahu anh'dan şöyle dediğine dair
naklettiği rivayettir:
"Bir hanım Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in yanına
geldi. Beraberinde bir kız çocuğu vardı. Bu kız çocuğunun elinde kalınca iki
altın bilezik vardı. Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem:
"Bunların
zekâtını veriyor musun?" diye sordu. Kadın: Hayır dedi. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle
buyurdu:
"Kıyamet gününde bunların yerine Allah'ın sana ateşten iki bilezik takması hoşuna gider mi?" (Abdullah b. Amr) dedi ki: Kadın o bilezikleri çıkardı ve Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in önüne bırakarak: Bunlar Allah ve Rasûlü içindir. dedi." (Sahihu Sünen-i Ebî Dâvûd, Hadis no: 1382, I, 691; Şeyh elAlbânî hadisin hasen olduğunu belirtmektedir. (Bk. Aynı yer)
Allahu ekber! Rasûl-i Ekrem'i seven o
mü'min kadın O’nun emrine uyarak bileziklerin zekâtını vermekle yetinmedi.
Aksine onlardan vazgeçti ve onları Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e yüce Allah için bir sadaka olarak
takdim etti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut etsin.
Nebi Sallallahu
aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmek için mü'min bir hanımın bu derece
elini çabuk tutmasının az görülen bir durum ya da istisnai bir olay olduğunu
kimse zannetmesin. Hayır, Ka’be'nin Rabbine yemin olsun ki, o hanımların
sîretlerini tetkik eden bir kimse mü'min hanımlara egemen olan halin bu olduğunu
bilir.
Şimdi onlar hakkında İmam Ebû Dâvûd'un,
Ebu Esid el-Ensari Radıyallahu anh'dan
yaptığı şu rivayete kulak verelim. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem mescidden çıkarken yolda erkeklerin kadınlarla
karıştıklarını görünce şöyle buyurdu:
"Geri
çekiliniz! Sizin yolun ortasında yürümek hakkınız yoktur. Siz yolun kenarlarında
yürümeye bakınız."
Bu sebeple herhangi bir kadın yürüdü mü duvara yapışırdı. O kadar ki duvara yapıştığından elbisesi de duvara takılırdı. (Sahihu Sünen-i Ebi Davud, Hadis no: 4392, III, 989)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem sevmenin dördüncü alâmetine geçmeden
önce kendimizi hesaba çekmek üzere kısaca bir duralım: Erkeğimizle, kadınımızla
ashab-ı kiram ve hanım sahabiler gibi miyiz?
Bizden pek çok kimse sabahleyin ilk iş
olarak Rasûl-i Ekrem'in sünnetini traş etmiyor muyuz?
İslâma müntesip pek çok hanım, toplantılara ve çarşı-pazara çıkmakla ona muhalefet etmiyorlar mı? Erkeğimizle kadınımızla bazılarımız yabancı bir topluluğa gidecek olursa, müslüman mı, yahudi mi, hristiyan mı bilinebiliyor mu?
|
|
|