DÖRDÜNCÜ ALAMET

 

Allah Rasûlünün Sünnetini Desteklemek Ve Şeriatini Korumak

 

Bilindiği gibi seven zamanını, gücünü, sahip olduğu herşeyi ve hatta canını sevdiği kimsenin canını, malını feda ettiği şey için feda eder. Allah Rasûlü Muhammed Mustafa (salât ve selâm ona) yüce Allah'ın kendisine bağışladığı bütün gücünü, imkânlarını, malını, canını insanları karanlıklardan aydınlığa, kullara kulluktan, kulların Rabbine ibadete çıkarmak için feda etti. Allah yolunda Allah'ın adı en yüce, kafirlerin sözü ise en aşağılarda olsun diye hakkıyla cihad etti. Yeryüzünde fitne yani şirk kalmasın ve din bütünüyle Allah'ın olsun diye savaştı.

Onu sevenler bütün bu hususlarda onun gösterdiği hidayet yolundan gider, onun yaşayışına uymaya çalışırlar. Yüce Allah'a hamdolsun ki eskiden olduğu gibi hala ellerinde bulunan her türlü gücü, imkânı o yüce Rasûlün uğrunda zamanını, malını, canını feda ettiği amaç için feda edegeldiler ve bu uğurda mallarını, canlarını ortaya koydular. Aşağıda bunu ortaya koyan o hayırlı kimselerin bazı konumlarını sözkonusu edeceğiz.

 

1. Enes b. en-Nadr Radıyallahu Anh'ın Allah Yolunda Canları Feda Etmeye Çağırması Ve Bizzat Kendisinin Canını Feda Etmesi

 

Daha önce de sözkonusu edildiği gibi Uhud gazvesinde müslüman saflarda bir bozulma yaşanmış ve Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in öldürüldüğü şayiası yayılmıştı. Bazı sahabiler bu facia haberinden etkilenerek çaresiz bir şekilde oturmuşlardı. Enes b. en-Nadr Radıyallahu anh bunların yanına gelerek onlara: Ne diye oturuyorsunuz, diye seslendi. Onlar: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem öldürüldü, dediler. Bunun üzerine Enes b. en-Nadr şöyle dedi:

"Ondan sonra hayatı neyleyeceksiniz? Kalkın Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ne uğrunda öldüyse siz de onun uğrunda ölünüz."  (Bk. İbn Hişam, Sîre, III, 30; Ayrıca bk. İbn Hibban, es-Sîretu'n-Nebeviyye, s. 225; İbn Hazm, Cevamiu’s-Sîre, s. 162)

Dini savunmak, yüce Allah'ın adını yüceltmek için bizzat kendisi ne yaptı? İmam Buhârî, Enes Radıyallahu anh' dan bize şöyle dediğini anlatmaktadır:

"Uhud gününde müslümanlar geri çekildi. Enes b. en-Nadr Radıyallahu anh dedi ki: "Allah'ım, ben bunların -arkadaşlarını kastediyor- yaptıklarından ötürü sana mazeret beyan ediyorum. Şunların da -müşrikleri kastediyor- yaptıklarından uzak olduğumu bildiriyorum."

Daha sonra ileri atıldı. Sa’d b. Muaz Radıyallahu anh önüne çıktı. Enes: Ey Sad b. Muaz, Nadr'ın Rabbine yemin ederim ki, işte cennet. Gerçekten ben onun kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum.

Sa’d Radıyallahu anh dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü, ben onun yaptığını yapamadım.

Enes Radıyallahu anh dedi ki: Vücudunda kılıç darbesi, mızrak dürtmesi yahut isabet eden oklardan seksen küsur yara tespit etti, Onun öldürülmüş olduğunu, müşrikler tarafından azalarının kesildiğini gördü, Onu ancak kızkardeşi parmak uçlarını görünce tanıyabildi.

Enes Radıyallahu anh dedi ki: "Mü'minler arasında Allah'a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır." (el-Ahzab, 33/23) -sonuna kadar- âyetinin onun ve benzerleri hakkında indiğini kabul ediyorduk. -Allah ondan razı olsun ve mükafatıyla onu hoşnud etsin- (Buhârî, Hadis no: 2805, VI, 21)

 

2. Haram b. Milhân Radıyallahu Anh'ın Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Davetini Tebliğ Etmesi Sebebiyle Öldürülmekten Mutluluk Duyması

 

Sevgisinde sadık bir diğeri, Rasûl-i Ekrem'in risaletini tebliğ edince öldürülüyor. Fakat o âhiret yurduna intikal etmeden önce bu büyük mutluluğa kavuşmanın sevinç ve neşesi ile içinde, duyduklarını açıklayabilme fırsatını buluyor. Bu sadık sevenin haykırışı nedir? Şimdi onun başından geçen olayı İmam Buhârî'nin, Enes Radıyallahu anh'dan rivayet ettiği şekliyle okuyalım:

"Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem -Um Suleym'in bir kardeşi olan- dayısını yetmiş suvari ile birlikte gönderdi. Um Suleym'in kardeşi Haram -ki o topal bir adamdı -"Ki o topal bir adamdı" ibaresi ile ilgili olarak İbn Hacer şunları söylemektedir: Göründüğü kadarıyla hadisteki "ki o" ifadesi müstensih tarafından sehven öne alınmıştır. Doğrusu ise sonraya alınmasıdır. İfadenin doğru şekli de şöyledir: Haram kendisi ve topal bir adam gittiler..." (Fethu'l-Bârî, VII, 387)- ve filanoğullarından bir adam gitti.

Haram dedi ki: Siz yakında durunuz, ben de onların yanına gideyim. Eğer onlar bana eman verirlerse (siz... olursunuz) ("Eğer bana eman verirlerse" ifadesi bir başka rivayette: "Eğer bana eman verirlerse siz de benim yakınımda olursunuz" şeklindedir. (Bk. Aynı yer) eğer beni öldürürlerse arkadaşınızın yanına gidersiniz.

Haram: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in risaletini (mesajını) tebliğ etmek üzere bana eman verir misiniz? dedi.

Onlarla konuşmaya koyuldu.("Onlarla konuşmaya koyuldu" ifadesi Taberî'nin rivayetinde şu şekildedir: "Haram çıktı: Ey Bi'ri'l-Meûne ahalisi, dedi. Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in size elçisiyim. Bu sebeple Allah'a ve Rasûlüne iman ediniz." Evin içinden bir adam bir mızrakla çıktı ve o mızrağı böğrüne sapladı, öbür böğründen çıktı. (Bk. Aynı yer) Onlar bir adama işaret edince o da arkasından dolanıp, ona mızrağını sapladı.

-Hadisin ravilerinden birisi olan- Hemmab dedi ki: Zannederim mızrağı ona iyice sapladı, dedi.

(Haram): Allahuekber! Ka’be'nin Rabbine yemin olsun ki başardım, dedi. (Buhârî, Hadis no: 4091, VII, 385-386)

İşte sevdiği Rasûl-i Ekrem'in risaletini tebliğ ederken canını feda etmeyi başarı kabul eden, sevgisinde sadık birisi.

Ka’be'nin Rabbine yemin ederim ki gerçek başarı odur. Allah'ım, böyle bir başarıdan bizi mahrum eyleme! Âmin ya Rabbe'l-Alemin.

 

3- Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Vefatına Ve Zor Şartlara Rağmen Ebu Bekir Es-Sıddîk'in Üsame Ordusunu Göndermesi

 

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Rahmet-i Rahmana kavuşunca, ashabı en ağır sınavlarla karşı karşıya kaldılar. Çünkü araplar irtidad etti. Sığınaklarında -Medine-i Münevvere'de- müslümanlara hücum etmek istediler. Ashab-ı Kiram da Ammar b. Yasir Radıyallahu anh'ın anlattığı şekilde çobansız bir deve sürüsüne döndüler. Medine-i Münevvere -yine onun ifadesiyle- içindekilere bir yüzükten bile daha dar gelmeye başladı. (el-Cuuf Medine'den Şam'a doğru üç mil uzaklıkta bir yerdir. )

Bu derece zor haller ve ağır şartlara rağmen daha önce Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in Allah'ın düşmanlarıyla Medine'den uzak diyarlarda savaşmak üzere hazırlamış olduğu Üsame ordusunu gönderme emri verildi. Çünkü bu ordu Allah Rasûlünün hastalığının ağırlaşması, sonra da Dar-ı Beka'ya Rabbinin rahmetine intikal etmesi dolayısıyla bekletiliyordu.

Allah Rasûlünü en çok seven Ebu Bekir es-Sıddîk'in Rasûl-i Ekrem'in bu emri karşısındaki tutumu ne idi? İmam Taberî'nin, Asım b. Adiy'den yaptığı şu rivayete kulak verelim:

Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in vefatından iki gün sonra Ebu Bekir'in münâdîsi seslendi:

"Üsâme (askerleriyle) gönderilsin! Sakın Üsâme askerlerinden herhangi bir kimse Medine'de kalmasın. Mutlaka el-Curf (Mu’cemu'l-Buldan, no: 3053, II, 149) denilen yerdeki karargahına gitsin." (Taberî, Tarih, III, 223)

Üsâme, durumlardaki değişiklikleri göz önünde bulundurarak Medine'de ordu ile birlikte kalmak için Ebu Bekir es-Sıddîk'tan izin isteyince ona şu satırları yazdı:

"Benim için ilk iş olarak Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in emrini yerine getirmekten daha uygun bir şey yoktur. Vahşi kuşların gelip beni kapmaları bu işten (senin isteğini yerine getirmekten) daha çok hoşuma gider." (Tarihu Halifetibn-i Hayyât, s. 100)

Arapların Rasûl-i Ekrem'in vefatını duymaları dolayısıyla Medine'ye hücum etmeleri korkusuna işaret edilince Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh buna şu sözleriyle cevap verdi:

“Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in gönderdiği bir orduyu alıkoyarsam pek büyük bir cüretkârlık göstermiş olurum. Nefsim elinde olana yemin ederim ki arapların üzerime gelmeleri Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in gönderdiği bir orduyu alıkoymaktan daha çok beni memnun eder." (Zehebî, Tarihu'l-İslam, -Raşid halifeler dönemi-, s. 20-21)

Taberî'de yer alan bir rivayete göre şunları söylemiştir: "Ebu Bekir'in canı elinde olana yemin olsun ki, eğer yırtıcı hayvanların beni parçalayacaklarını bilsem yine de Üsame birliğini Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in emrettiği şekilde gönderirim. Çevremde benden başka kimse kalmayacak olsa dahi yine onu gönderirim." (Bk. Taberî, Tarih, III, 225)

Kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, gerçekten o Peygamberi sevenlerin en büyüğüdür. Rasûl-i Ekrem'e en büyük sevgiyi o beslemiştir. Sonra onun yürüyerek, Üsâme de binekli olduğu halde orduyu uğurladığını görüyoruz. Abdurrahman b. Avf Radıyallahu anh da Üsame'nin bineğini tutmuş çekiyordu. Bu sırada Üsâme ona: Ey Rasûlullah’ın halifesi, Allah'a yemin ederim ya sen binersin yahut ben inerim."

Ebu Bekir şu cevabı verdi: “Allah'a yemin ederim sen inmeyeceksin ve yine Allah'a yemin ederim ben de binmeyeceğim. Allah yolunda bir an ayaklarımın tozlanmasının bana ne zararı var ki!" (Taberî, Tarih, III, 226)

Üsâme'ye de şu tavsiyelerde bulundu:

"Allah'ın Peygamberinin sana verdiği emirleri yerine getir. Önce Kudâalıların yurdundan başla, sonra Âbil'e git. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in verdiği hiçbir emri sakın eksik uygulama!" (Taberî, Tarih, III, 227)

Bir başka rivayette şöyle demiştir:

"Emrolunduğun cihete doğru ordunla beraber yola koyul ey Üsâme! Sonra da Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in sana emrettiği yere gazanı yap." (Zehebî, Tarihu'l-İslâm, s. 20-21)

Allah'a yemin ederim, Rasûl-i Ekrem'e duyulan gerçek samimi sevgi: İşte budur! Allah'ın dinini savunmak, hak kelimesini de Rasûl-i Ekrem'in emrettiği şekilde yükseltmek için Allah yolunda cihada çıkmak. Rabbimin salât ve selâmı ona olsun.

 

4- Zor Şartlara Rağmen Ebu Bekir Es-Sıddîk'in Zekât Vermeyenlerle Ve Mürtedlerle Savaşması

 

Zekât vermeyenlerle savaşma konusu gündeme gelince, samimiyetle Peygamberi seven bu yüce şahsiyetin şu ünlü sözleriyle kararını ve azmini açıkladığını görüyoruz: "Allah'a yemin ederim, eğer Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e verdikleri bir deve yularını* bana vermeyecek olurlarsa, bunun için onlarla savaşırım." (Muslim, Hadis no: 32, I, 52)

*Deve yuları: Zekat olarak alınan devenin bağlandığı iptir. Çünkü zekat sahibi deveyi teslim etmekle yükümlüdür. Bunun kabzedilmesi ise ancak yular ile mümkün olur. (Bk. en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis, III, 280)

Daha sonra Ebu Bekir es-Sıddik mürted bazı kabilelerin Medine-i Münevvere'ye hücum etmek istediklerini anlayınca kılıcını çekerek bizzat üzerlerine çıktı. Mü'minlerin annesi Âişe-i Sıddıka Radıyallahu anha diyor ki: "Babam kılıcını çekerek ve devesine binerek Zu'l-Kassa'ya* çıktı."

*Zu'l-Kassa: Nasır dedi ki: Zu'l-Kassa, Medine'ye yirmidört mil uzaklıkta bir yer olup, Rebeze'ye giden yoldur. (Mu’cemu'l-Buldân, no: 9720, IV, 416)

Ondan Medine'de kalması ve kendisinin yerine başkasını göndermesi istenince şu sözüyle cevap verdi:

"Hayır, Allah'a yemin ederim bunu yapmam. Andolsun bizzat ben size yardım edeceğim." (Taberî, Tarih, III, 247; Ayrıca bk. İbnu'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarih, II, 233; el-Bidaye ve'n-Nihaye, VI, 355)

Habib-i Ekrem'in getirdiği dinin kendisine seslenmekte olduğunu gören o samimi seven nasıl oturabilirdi? Yüce Allah'ın Rasûlü Mustafa'ya indirdiği şeriat-i garrânın kendisinin savaşa çıkmasını ve yardımcı olmasını istediğini duyar da nasıl dışarı çıkmaz?

Biz nerede, bu tavır nerede? Hak dinin şu gün yeryüzünün doğusunda da, batısında da imdadına yetişmemizi istediğini görmüyor muyuz? İslam şeriatının uzak, yakın dünyanın dört bir yanından bize feryat ederek seslendiğini duymuyor muyuz?

Bu feryadlara cevap veren var mı?

Nebi Sallallahu aleyhi vesellem sevmek iddiasında olmakla birlikte, yüce Allah'ın kendilerinden: "Onların kalpleri vardır, fakat bunlarla anlamazlar, gözleri vardır fakat bunlarla görmezler, kulakları vardır fakat bunlarla işitmezler." (el-Araf, 7/179) diye sözünü ettiği kimselerden olmuş olanlar korkmazlar mı?

 

5- El-Berâ b. Mâlik'in Düşmanın İçinde Bulunduğu Bahçe Duvarından Kapıyı İçerden Açmak Maksadıyla Atılmasını İstemesi

 

Yemâme savaşında yalancı Müseylime'nin adamları bir bahçenin içine çekilmişler ve bahçe duvarının kapısını üzerlerine kapatmışlardı. Gerçek sevenlerden birisi kapıyı müslümanlara açmak için kendisini bahçe duvarının üzerinden atmalarını istedi. İmam Taberî bize onun kıssasını şöylece anlatmaktadır:

"Daha sonra müslümanlar onların üzerine yürüdüler. Nihayet onları bahçeye girmek zorunda bıraktılar. Bu “ölüm bahçesi” diye bilinir. İçinde Allah'ın düşmanı yalancı Müseylime de vardı. el-Berâ (b. Malik) Radıyallahu anh: "Ey müslümanlar beni bahçeye onların üzerine atınız" dedi.

Bir başka rivayette: “Ey müslümanlar, beni onların üzerine bahçeye fırlatınız, dedi." (Bk. İbn Hibban, es-Sîretu'n-Nebeviyye ve Ahbâru'l-Hulefâ, s. 438)

İnsanlar: Ey Berâ, bu işi yapma, dediler. Kendisi: Allah'a yemin ederim mutlaka beni bahçenin içine, onların üzerine atacaksınız. Bunun üzerine onu kaldırdılar. Duvarın üzerinden onlara bakıyordu. Üzerlerine atıldı ve bahçe kapısına doğru onlarla çarpıştı. Nihayet kapıyı Müslümanlara açtı. Müslümanlar da bahçenin içerisine, üzerlerine girdiler. Allah düşmanı Müseylime öldürülünceye kadar onlarla çarpıştılar." (Taberî, Tarih, III, 290; Ayrıca bk. el-Kâmil, II, 246)

Allahuekber! el-Berâ Radıyallahu anh Allah yolunda canını nasıl da ucuz bir şeymiş gibi feda etti! Halbuki onun canı gerçekten pahalıdır. Ka’be’nin Rabbine yemin ederim ki o, bizim gibilerin binlercesinin canından değerli idi.

 

6- Yermûk Savaşında Dörtyüz Müslümanın Ölmek Üzere Bey'atleşmeleri

 

Yermûk savaşında samimi sevgi besleyenlerden dörtyüz kişinin dini savunmak, yüce Allah'ın adını yüceltmek ve şirki yeryüzünden kaldırmak için ölünceye kadar savaşmak üzere bey'atleştiklerini görüyoruz. Hafız İbn Kesir, Ebu Osman el-Gassânî'den, onun, babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ebu Cehil'in oğlu İkrime Radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte pekçok yerde savaşmışken bugün sizden mi kaçacağım?

Daha sonra: Kim ölünceye kadar savaşmak üzere bey'at eder diye seslendi. Amcası el-Haris b. Hişam ve Dırar b. el-Ezver müslümanların ileri gelenlerinden ve atlılarından oluşan dört yüz kişi ile birlikte ona bey'at etti. Halid'in çadırı önünde sebatla savaştılar. Nihayet hepsi de ağır yaralar aldı, onlardan aralarında Dırar b. el-Ezver'in de bulunduğu pek çok kişi öldürüldü. Allah hepsinden razı olsun. (el-Bidaye ve'n-Nihaye, VII, 11-12; Ayrıca bk. Taberi, Tarih, III, 401; el-Kâmil fi't-Tarih, II, 283)

 

7- ez-Zübeyr'in, İslam Ordusuna İçerden Kapısını Fethetmek Üzere Büyük Kalenin Burcuna Çıkması

 

Mısır'da canını Allah'a bağışlayan, arkadaşlarıyla birlikte, el-Berâ b. Malik'in Yemame'de yaptığının aynısını yapan gerçekten samimi bir şekilde seven bir kişiyi daha görüyoruz. Bu fedakârlıklarda, birbirlerine benzemelerinde garip kaçacak bir taraf yoktur. Çünkü onların hepsi de aynı okuldan mezun olmuşlardır. Aynı kişiyi seven kimselerdir. Bu okul Muhammedî okuldur. Bu sevdikleri kişi Rasûl-i Ekrem Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vesellem'dir. İmam İbn Abdi'l-Hakem bize onun ve diğer hayırlı arkadaşlarının olayını şöylece anlatmaktadır: Amr b. el-Âs'ın kaleyi fethetmesi gecikince ez-Zübeyr Radıyallahu anh şöyle dedi: "Ben canımı Allah'a adıyorum. Bu yolla da Allah'ın müslümanlara fethi nasip edeceğini ümit ederim."

Sûk el-Hâmam tarafından kalenin üzerine bir merdiven dayadı, sonra oraya çıktı. Onlara, tekbirini duydukları vakit hep birlikte kendisine karşılık vermelerini söyledi.

Kaledekiler, ez-Zübeyr'i kılıcı elinde, kalenin üzerinde tekbir getirdiğini duyuncaya kadar fark etmediler. Herkes merdivene koştu. Öyle ki Amr kırılır korkusuyla onları önledi.

ez-Zübeyir ve onun arkasından gelenler içeri hücum edince o da, beraberindekiler de tekbir getirdi. Müslümanlar da dışarıdan tekbir getirdiler. Kalenin içindekiler ise, bütün arapların kalenin içinde olduklarından şüphe etmediler. Bundan dolayı kaçışıp durdular.

ez-Zübeyr ve arkadaşları kalenin kapısına giderek kapıyı açtılar. Böylece Müslümanlar kaleyi ele geçirmiş oldular." (Futuhu Mısr ve Ahbâruhâ, s. 52)

Allah onlardan razı olsun, onları mükâfatıyla hoşnud etsin. Bu dine fedakarlıkları, bu dini sevmeleri ne kadar da samimi idi!

 

8- en-Numan b. Mukarrin Radıyallahu Anh'ın, Allah’a Müslümanlara Zafer Vermekle, Birlikte Kendisine Şehadeti Nasip Etmesi İçin Yalvarması

 

Nihavend savaşında bir başka samimi seven kimseyi görüyoruz. Yüce Allah'a müslümanlara zafer ile birlikte kendisine de şehadeti lûtfetmesi için dua ediyor. Hafız Zehebî şunları anlatmaktadır:

Nihavend savaşında her iki ordu karşılaşınca Numan b. Mukarrin Radıyallahu anh: "Şayet ölürsem kimse dönüp bana bakmasın. Ben bir dua yapacağım, siz de âmin diyeceksiniz dedi." Sonra şöyle dua etti: "Allah'ım, müslümanlara zafer vermekle birlikte bana da şehadeti nasip et."

Herkes “âmin” dedi. İlk şehid Numan oldu. (Tarihu'l-İslam, s. 225) Allah ondan razı olsun ve ona verdiği mükafatla onu hoşnud etsin.

Bir başka rivayete göre dedi ki: "Allah'ım, dinini aziz kıl! Kullarına yardım et, Numan'ı da senin dinini aziz kılmak ve kullarına yardım etmek üzere bugünün ilk şehidi kıl!"  (Bk. el-Kâmil fi't-Tarih, III, 5)

Ne kadar üstün, ne kadar muhteşem bir dua! Böyle bir şeyle ancak sabredenler karşı karşıya gelir ve ancak pek büyük pay sahibi olanlar bununla karşılaşır.

 

9- Müslümanların Allah Yolunda Canlarını Feda Etme İştiyakları

 

Bu alâmete dair açıklamalarımı Ubâde b. es-Sâmit Radıyallahu anh'ın Rasûl-i Ekrem'e samimiyetle sevgi duyan müslümanların, şirk kalmayıncaya ve din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar Allah yolunda canlarını feda etmek isteklerini açıklarken söylediği sözlerle bitirmek istiyorum. Ubâde Radıyallahu anh dedi ki:

"Aramızdan, sabah akşam kendisine şehadeti nasip etmesi ve ülkesine, toprağına, ailesine ve çoluk çocuğuna geri çevirmemesi için Allah'a dua etmeyen hiçbir kimse yoktur. Bizden hiçbir kimse geride bıraktıklarını düşünmez. Çünkü bizim her birimiz hanımını, çocuklarını Rabbine emanet bırakmıştır. Bizim bütün düşüncemiz gelecekte karşımıza çıkacak şeylerdir." (Futuhu Mısr ve Ahbâruhâ, s. 54)

Biz böyle miyiz?

Allah'ım hepimizi böyle kıl. Amin ya Rabbe'l-Alemin.